Perşembe, 16 Ağustos 2018

Şair, romancı, tiyatro yazarı, gazeteci ve idare adamı. 1840 yılında Tekirdağ'da doğdu. Dedesinin terbiyesi altında özel eğitimle yetişti. Tercüme Odası'nda çalışırken Şinasi ile tanıştı. Küçük yaşta şiire başlamıştı. Şinasi'nin Tasvîr-i Efkâr adıyla çıkardığı gazetede yazarlığa başladı. Yeni Osmanlılar Cemiyeti ne girdi. 1867'de Paris'e, oradan da Londra'ya kaçtı. 1870'ten sonra İstanbul'a dönerek Gelibolu Mutasarrıfı oldu. 1888 yılında Sakız Mutasarrıfı iken öldü.

 

1 Nisan 1873 Akşamı, Gedikpaşa'daki Osmanlı Tiyatrosu olağanüstü bir heyecan içinde kaynaşıyordu. Bir yıl önce Gelibolu'da mutasarrıf bulunduğu sırada Kemal Bey'in yazdığı dram, Vatan Yahut Silistre ilt defa sahneye konacaktı. Gedikpaşa Tiyatrosu'nun beş kat locasında saray mensupları, hatırlı, tanınmış kimseler yer yer göze çarpmaktaydı. Nazırlardan, vezirlerden bazıları da gelmişti. Beş yıldan beri Güllü Agop'un metne dayanarak eser oynatma yetkisini padişahtan alması üzerine, İstanbul'da başka tiyatro kalmadığından, Vatan piyesi bu sahnede oynanacaktı. Salon, at nalı şeklinde, kırmızı kadife koltuklar ve aynı renkte kadife kaplı localarla kat kat yükseliyordu. Her yer tıklım tıklım doluydu. O sırada İbret gazetesini çıkaran Kemal Bey'in şöhreti ise herkesin bildiği bir şeydi. Daha perde açılıp da İslam Bey ve Zekiye Hanım'ın vatanı yücelten sözleri sahneye yakışır bir yiğitçe tavırla söylenmeye başlar başlamaz, seyircilerde coşkunluk alametleri belirmişti. Zekiye'yi Yeranuhi Karakaşyan oynuyordu. Halk kendini unutmuş, Aferin! diye yüksek sesle sahneye bağırıyordu. İkinci ve üçüncü perdelerde coşkunluk daha da arttı. Tiyatronun içinden yükselen sesler, Yaşa Kemal! Varolsun milletin Kemal'i... haykırışları sokaktan geçenlerce bile işitilir olmuştu.  Temsil, coşkun alkışlar, dakikalarca süren haykırışlar arasında sona erdiği zaman halk tiyatroyu terk etmek istemedi. Kemal Bey'in sahneye çıkması arzu olunuyordu. Neden sonra kendisinin tiyatroda bulunmadığı anlaşılınca İbret gazetesi idarehanesine gidilmeye karar verildi. Elliden fazla itibarlı kimse o zamanlar henüz İstanbul sokakları aydınlatılmadığı için ellerinde fenerler ve meşalelerle bir fener alayı ihtişamı içinde ve yollarda yüksek sesle Varolsun Kemal diye haykırarak Gedikpaşa'dan Galatasaray'daki Haçapulo Pasajı'na, İbret gazetesine geldiler. Gazetenin sahibi Aleksan Efendi'yi uykudan uyandırdılar. Meramlarını anlattılar. Kemal Bey orada yoktu. Bunun üzerine övgü dolu bir tezkere bırakarak ayrıldılar. Ertesi günü İbret gazetesinde olaylar anlatılıyor ve bu tezkere de yayınlanıyordu. Halkın arzusu üzerine tiyatro idaresi, 2 Nisan akşamı da piyesi oynatma iznini kopardı. Bu defa temsil, Zekiye'yi canlandıran Karakaşyan yararına verilecekti.

 

4 Nisan akşamı ise tiyatroda Teodor Kasap'ın Pinti Hamit adlı adaptasyonu oynanacaktı. Tiyatronun edebî heyetinde bulunan Namık Kemal ve Mustafa Nuri, idare odasında oturmuş olayları görüşüyorlardı. İbret, bir gün önce süresiz olarak kapatılmıştı. Sebep, olayları anlatış tarzıydı. Halkı padişaha karşı isyana kışkırtır görülmüştü. O sırada kapı açıldı, içeriye bir yabancı girdi. Kemal Bey'in orada olup olmadığını sordu. Kendisini Zaptiye Müşiri Paşa istiyordu. Kemal'i alıp gitti. Az sonra bir zaptiye (askerî polis) binbaşısı geldi. Mustafa Nuri'yi alıp götürdü. O gece temsil sırasında Ahmet Mithat Efendi'yi de aldılar. Ebüzziya Tevfik ve diğerleri birer birer toplandı. Memlekette vatan bilincini uyandırmak için tiyatrodan yararlanan ilk adam, böylece Abdülaziz'in Tanzimat Fermanı'na aykırı düşen emriyle Magosa ya sürgün edilmiş oldu. Diğerleri de Hürriyet taraflısı olmak suçlarıyla çeşitli yerlere sürüldüler, hapsedildiler. Namık Kemal, en büyük eserlerini Magosa'da yazdı. 1876'da Sultan V. Murat'ın tahta çıkmasıyla affedilerek İstanbul'a döndü. Çok geçmeden Sultan II. Abdülaziz'in tahta çıkmasıyla yeniden tevkif edildi. Mahkemeye sevk edildi. Bereat etti. Fakat yine de İstanbul'da kalması önlendi. Bu yüzden çeşitli mutasarrıflıklara tayin edildi.

En son Sakız Mutasarrıfı iken 2 Aralık 1888'de tutulduğu zatürre hastalığından kurtulamayarak hayata gözlerini yumdu. Rumeli Fatihi Şehzade Süleyman Paşa'nın Bolayır'daki türbesi yanında toprağa verildi.

Namık Kemal, bir çok önemli yeteneklere sahipti. Mesela bir kaç kişiye bir kaç ayrı metni aynı anda yazdırdığını oğlu Ali Ekrem Bolayır, Ruh-ı Kemal adlı eserinde yazar. Keza işittiğini hemen hafızasında tutmak gibi üstünlükleri onun genç yaşta gelişmesine yardım etmiştir.

 

ESERLERİ

 

Şiirleri :  Vatan,  millet  sevgisini   işleyen çok  sayıda  şiirleri  vardır.  Bunlar çeşitli zamanlarda   çeşitli yazarlar  tarafından derlenmiş, yayınlanmıştır.

 

Romanları : İntibah' adlı romanında toplum meselelerini işler. Eserin ilk adı 'Sergüzeşti Ali Bey' idi Sansür intibah' adını koymuştur. İkinci eseri 'Cezmi' millî ve tarihî bir romandır.

 

Tiyatro eserleri : En çok bu türde eser vermiştir. Vatan Yahut Silistre, Gülnihal, Zavallı Çocuk, Akif Bey, Celâleddini Harzemşah, Kara Belâ adU tiyatro eserlerinin hemen hemen hepsi tarihe dayalıdır.

 

Tarihleri : Barikai Zafer, Evrakı Perişan, Kanije, Silistre Muhasarası, Osmanlı Tarihi... gibi eserleri vardır ve bunlar belgelere dayanır. Evrakı Perişan adlı eserinde Selâhaddm Eyyûbî, Fatih, Yavuz Sultan Selim gibi büyüklerin biyografileri, tarihî maceraları anlatılır.

 

Eleştirmeleri :  Tahribi Harabat, İrfanPaşa'ya Mektup, Celâl Mukaddimesi, Mes Prisons (Me prizon) Muahedenâmesi, Renan Müdafaanâmesi gibi eleştiri yazıları vardır ve bunlarla devrin yazarlarına rehberlik yapmıştır.

Namık Kemâl'in çeşitli makaleleri, önsözleri de çoktur ve bunlar ölümünden sonra derlenerek yayınlanmıştır.

 

 

Vatan Şarkısı

 

Amalimiz afkarımız ikbal-i vatandır

Ser-haddimize kal'e bizim hâk-i bedendir

Osmanlılarız ziynetimiz kanlı kefendir

Gavgaada şehadetle bütün kâm alırız biz

Osmanlılarız can veririz nâm alırız biz

 

Kan ile kılıçtır görünen bayrağımızda

Can kokusu geçmez ovamızda dağımızda

Her gûşede bir şîr yatar toprağımızda

Gavgaada şehadetle bütün kâm alırız biz

Osmanlılarız can veririz nâm alırız biz

 

Osmanlı adı her duyana lerze-resândır

Ecdâdımızın heybeti ma'rûf-i cihandır

Fıtrat değişir sanma bu kan yine o kandır

Gavgaada şehadetle bütün kâm alırız biz

Osmanlılarız can veririz nâm alırız biz

 

Top patlasın ateşleri etrafa saçılsın

Cennet kapısı can veren ihvâna açılsın

Dünyada ne bulduk ki ölümden de kaçılsın

Gavgaada şehadetle bütün kâm alırız biz

Osmanlılarız can veririz nâm alırız biz.

 

 

HÜRRİYET KASİDESİ'NDEN

 

Görüp ahkâmı asrı münharif sıdk u selametten

Çekildik izzet ü ikbâl ile bâbı hükümetten

 

Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten

Mürüvvetmend olan mazluma el çekmez ianetten

 

Vücudun kim hamiri mayesi hâki vatandandır

Ne gam rahı vatanda çâk olursa cevr ü mihnetten

 

Muini zalimin dünyada erbabı denaettir

Köpektir zevk alan sayyadı biinsafa hizmetten

 

Durur ahkâmı nusret ittihadı kalbi millete

Çıkar âsârı rahmet ihtilâfı reyi ümmetten

 

Eder tedviri âlem bir mekinin kuvvei azmi

Cihan titrer sebâtı pâyi erbabı metanetten

 

Biz ol nesli kerimi düdei Osmaniyanız kim

Cihangirâne bir devlet çıkardık bir aşiretten

 

Biz ol ulvînihadanız ki meydanı hamiyette

Bize hâki mezar ehven gelir hâki mezelletten

 

Ne gam pür ateş ü hevl olsa da gavgai hürriyet

Kaçar mı merd olan bir can için meydanı gayretten!

 

Felek her türlü esbabı cefasın toplasın gelsin

Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azimetten

 

Ne mümkün zulm ile, bidâd ile imhayı hürriyet

Çalış, idraki kaldır muktedirsen ademiyetten

 

Ne efsunkâr imişsin âh ey didârı hürriyet

Esiri aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten

 

 

GAZEL

 

Sana, senden gelir her işte ancak hâd lazımsa

Ümidin kes zaferden, gayrden imdad lazımsa

 

Ne minnet intizarı berke ey ahengeri gayret

Benim gönlümden al gel tığ için pûlâd lazımsa

 

Gına geldi, cihanda şöhretin sıytin kemâlinden

Kemâli gâh gâh etsin bilenler yâd lazımsa

 

 

VATAN MERSİYESİ'nden

 

Ah, yıktık şu mübarek vatanın her yerini

Saçtık eflâke kadar dudunu ateşlerini

Kapadı, gözde olanlar, çıkası gözlerini

Vatanin bağrına düşmen dayadı hançerini

Yoğ imiş kurtaracak bahtı kara maderini!

 

İşte can verdi vatan dinine, hürriyetine

Buyurun sengi musallada, Hûda hürmetine

Hakka karşı duralım: "Er kişi niyetine!"

Vatanın bağrına düşmen dayamış hançerini

Yoğ imiş kurtaracak bahtı kara maderini!

 

(Kurtuluş Savaşı günlerinde, I. Büyük Millet Meclisi'nde, Başkumandan Mustafa Kemal Paşa, kürsüden bu şiiri okumuş ve sonunu şu şekilde bağlamıştır:

 

Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini

Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini!

 

 

KIT'A

 

Namus ile irfanı yetişmez mi mükâfat

İkbal yolu gerçi Kemal'in kapanıktır,

Çok ak göremezsen de saçında sakalında

Elminnetü lillâh yüzü ak,alnı açıktır

 

'Cezmi' isimli romanında, romanın kahramanlarından Kırım Hanı Adil Giray'ın ağz ile söylenen Terkibi Bend'in ara beyitleri:

 

Yüksel ki yerin bu yer değildir

Dünyaya geliş hüner değildir

 

Yüksel ki boyun kadar kalırsın

S'ay eyle ki bîhüner kalırsın

 

Yüksel, hünerinle kaanı olma

İhsanı Hûda'ya ma'ni olma ık,alnı açıktır

 

Yüksel ki cihan sefil ü dûndur

Rağbet ona adeta cünûndur

 

Yüksel ki bunun da fevki vardır

İnsanlığın ayrı bir zevki vardır

 

Yüksel, bu da şîvei Hudadır

You have no rights to post comments