Cumartesi, 24 Şubat 2018

Belirlenemezcilik ya da İndeterminizm, felsefede, insanın özgür iradesi olduğunu ve bütün eylemlerinin önceden belirlenmiş bir dizi kurala bağlı olmadığını kabul eden görüş.

Tarihi

İndeterminizm, ilk defa M.Ö. 250 yıllarında Epikuros tarafından ortaya atılmıştır. Epikür, çağdaşı olan Demokritos’un atom konusundaki görüşlerine katılıyordu. Ancak her şeyin önceden belirli olduğu bir evren fikri nedense onu rahatsız ettiğinden, atomların belirlenebilir hareketlerine bir belirsizlik faktörü eklemiştir. Ona göre atomlar, zaman zaman yörüngelerinin değişmesine sebep olan tesadüfi bir savrulma yapmaktadırlar. Bu yüzden de, evrende olan biten şeylerin önceden nasıl olacağını kestirmek imkansızdır. Her şey atomların tesadüfi hareketlerine bağlıdır. Epikür’ün bu görüşü, 20. yüzyılın kuantum elektrodinamiği fiziğinde Heisenberg tarafından ortaya atılan "belirsizlik ilkesini" andırır.

Heisenberg'in belirsizlik ilkesine göre, elektronların hem yerleri hem de hızları aynı anda belirlenemez. Ya yerlerini biliriz ama hızlarını bilemeyiz, ya da hızlarını biliriz ama yerlerini bilemeyiz. Bu belirsizlik ölçü aletlerinin yetersizliğinde değil doğrudan doğruya maddenin niteliğinden kaynaklanan ve dolayısıyla asla ortadan kaldırılamayacak olan bir belirsizliktir. Bu belirsizlik ilkesi yüzünden, atom boyutlarına kadar deterministik olan evren, atom altı boyutlarda deterministik olmaktan çıkar. Bu ilkenin kainatın görünümünü ne kadar köklü bir şekilde değiştirdiğini, Heinz R. Pagels, Kozmik Kod isimli eserinde şöyle açıklıyor:

"Atom-altı parçacıklar, newton’un klasik fiziğinin verdiği tenis toplarının hareket yasalarına uymazlar. Onlar kuantum teorisinin verdiği tekinsiz hareket yasalarına uyarlar ve richard feynman’ın söylediği gibi “hepsi aynı şekilde çılgındır. Temel gerçeklik özel görecelik ve kuantum mekaniği kurallarına tabi bir alanlar kümesidir, başka her şey bu alanların kuantum dinamiğinin bir sonucu olarak çıkarılır. …… kuanta alanının dönüşümü ve organizasyonu dışında maddi gerçeklik yoktur – olan hepsi budur. …… madde fikri alan kavramında kaybolmakla kalmamış, alan kuantayı bulma olasılığını belirlemiştir. Her kuantum etkileşimi oluşunda tanrı zar atmaktadır. Uzayın boş görünmesinin tek nedeni, tüm kuantanın bu büyük yaratılış ve yok edilişinin çok kısa süreler ve uzaklıklarda yer almasından ileri gelmektedir. Büyük uzaklıklarda boşluk sakin ve düzgün – bir jet uçağıyla yeterince yüksekten üzerinden uçarsak, oldukça düzgün görünen bir okyanus gibi – görünür. Fakat okyanusun yüzeyinde, küçük bir bot içinde, ona yakın olunca, deniz yüksek ve büyük dalgalarla dalgalanır durumda olabilir. benzer şekilde, yakından bakarsak, boşluk da, kuantanın yaratılışı ve yok edilişiyle dalgalanır. Atomlar düzeyinde bakarken bile, kuantanın bu boşluk dalgalanmaları son derece küçük, fakat gözlemlenir durumdadır. Atomik enerji düzeylerinin ölçümü temelinde, fizikçiler boşluk dalgalanmalarının gerçekten mevcut olduğunu ve eğer daha da küçük uzaklıklara bakabilselerdi, boşluğun tüm kuantanın çalkalanan bir denizi gibi görüneceğini bilirler. Yeni fizikçilerin görüşünde “doğa boşluğu hor görür” yerine “boşluk fiziğin tamamıdır” deniyor. varolmuş olan veya varolabilecek olan her şey halihazırda potansiyel olarak orada, uzayın hiçbir şeyliğindedir. Fizikçiler bu dikkate değer boşluk görüşüne heisenberg’in belirsizlik ilkesi ve anti-parçacıkların varlığını daha derin anlayarak geldiler. Belirsizlik ilişkisi, enerjinin sakınımı yasasının kuantanın hiçbir şeyden yaratılamayacağı anlamına geldiği tezinde bir kaçamak yaratmıştır. Kısa zaman aralıkları için hiçbir şeyden yaratılabilirler. Enerji hesabındaki hatalar boşluk denizindeki dalgalar gibidir. Bazı yerlerde dalgalar daha yüksektir, bazı yerlerde daha alçaktır, fakat ortalamaları yüksekten gördüğümüz şey – düzgün bir deniz – olur. Enerji hesapçımızın yaptığı rasgele hatalar gerçekliğin istatistiksel doğasının ve zar atan tanrı’nın bir başka gösterisidir. Boşluk olmak ve olmamak arasında rasgele dalgalanır. Kısa zaman aralıkları için enerji belirsiz olduğundan, ilke olarak, bir kuantum boş uzayda oluşup sonra da çabukça ortadan kaybolabilir. Gerçekliğin için giren ve sonra dışına çıkan bu tür kuantum sanal kuantum olarak adlandırılır. Ancak yeterli enerjisi olsaydı gerçek bir kuantum, gerçek bir parçacık haline gelebilirdi. Bu sanal kuanta, enerji hesapçısının yaptığı hatalara benzer. Bunların bir sanal gerçekliği vardır, fakat sonunda silinmek zorundadır. Eğer boşluğa gerekli enerjiyi bir dış kaynaktan sağlayabilseydik, o zaman boşluk içindeki sanal parçacıklar gerçek olabilirdi. Bu durum enerji muhasebecisine, hesabında gerçek bir kredisi olduğunu ve gelir hatalarından birinin bir masraf hatası ile silinmek zorunda olmadığını söylemeye benzerdi. Bu sanal kuantadan gerçeğinin yaratılması süreci laboratuarda gerçekten gözlemlenmiştir. Boşluğu gözde canlandırmanın bir diğer yolu, 3 boyutlu yatağı daha önce tanımlamış olduğumuz gibi bir kuantum alanının bir benzeri olarak düşünmektir. Yatağın yayları tüm uzayı kaplıyordu ve sonsuz derecede küçüktüler ve bir yayın titreşimi bir kuantum parçacığına karşılık geliyordu. boşluğun hiçbir yayın titreşim yapmadığı yaylar kafesi – gerçek parçacıkların yokluğu – gibi düşünebiliriz. ancak, heisenberg’in belirsizlik ilkesi nedeniyle, bir yayın kesin olarak hiçbir titreşimi olmadığından hiçbir zaman emin olamayız. Böylece yayların, aslında gerçek parçacıklara karşılık gelen düzeyin altında titreşim yapmalarına izin verilmektedir. bu titreşimler sanal kuantaya – okyanustaki dalgalara – karşılık gelir. Bu titreşimlere gerçek enerji sağlayacak olsaydık, gerçek parçacıklar olma düzeyine kadar artabilirlerdi. Boşluk her olası kuantum titreşimleriyle doludur.” 

You have no rights to post comments